8 MARTTA KAÇIRILDIK

Sabah saat 8 de zor bela Püsküllüdeki evimden cıkıp okula yetistim. Herr Langer’in HR midterm sınavı vardı o gun.

Bir önceki aksam Özlemle Süleyman bana yemeğe gelmişlerdi. İkisi de çok sevdiğim arkadaşlarımdı ve artık evlilik yolunda ilerliyorlardı. Ozlemcim SEU da “admissions director “ olarak çalışıyordu. Süleyman da Hataydan kıbrısa gelmiş olan yetenekli bir stilist idi. Ozlem aslen KKTC li, AIESEC te senelerle yoneticilik yapmış, çok zeki ve esprili dünya şekeri bir tonton iken, Süleyman da o zamanlar annemin deyimiyle Best Model adayı olabilecek bir arkadaştı.

Neyse, keyifle yemek yedik. Ben de o sıralar yurttan eve çıkalı çok olmamış, evde arkadaşlarımı agırlamaya ve onlara yemek yapmaya bayılıyorum…O gun de bunlara Kofteden ozlem ❤ suleyman yaptım.

Yemekten sonra, ozlemin kahve içmek isteyeceği ve de dahası bana kahve falı bakmak isteyeceği tuttu…

Ertesi gün de Aynur ve Yalçının nişanı için istanbula ucuyorum sınavdan sonra. Donem tatilinde annemlerle Parise gitmiş, oradan da okula doneli daha 1 hafta bile olmamıştı, ama evlenebilecek miyiz diye senelerle yürek çarpıntısı yaşayan kardeş kadar sevdiğim bu arkadaşlarımın en onemli günü kaçar mı? Tabii ki sınav sonrası ve elini istanbul olacak nişana katılmak için.

Yemekler bitti kahveler içildi, falcı bacı moduna geçen özlem başladı döktürmeye… “Pınaaar, sen gidiyorsun ama, sanki seni bir juri sorguluyor. Bir kişi yanında, iki kişi karşında sana sorular soruyor. Boyle elinin uzerinde de bir işaret sayı bir seyler var senin dedi”. Bende cevap tabii “ Allah… Aynurla Yalcına diye gelldiğime inanmayıp herhalde bizimkiler beni sorguya çekiyor” dedim. Gülüştük…

Gayet keyifli bir akşam geçirdik.. Sonra onları yolculayıp toparlandım. Nasılsa 2 gun icin gidiyorum. Bir ufak el çantası hazirladım. Sabah de çantamla beraber okula..

Langer’in sınavı bittiğinde saat daha 1.. .benim uçaksa kalkıyor saat 4:30 da. Ama yorgunluk ta var.. Boşver, erken giderim hava alanında beklerken dinlenirim dedim; erkenden meydana gittim… Tabii kontuarlar da kapalı, ben de oturdum bir kenarda bekledim.

O arada 2 kişi 10 kadar koliyi xrayden gecirmeden iceri soktu. Benim de ilgimi cekti.. Allah allah guvenlikten gecmeden nasıl alıyorlar diye…

Uzat mıyım… Saat 16:30 da havalandık. Uçak dolu. Ben de ucaktan inip aynurların nisanına yetisicem diye üzerimde bir kırmızı triko yelek ve duzgun bir pantolon. Tabii havaalanında üzerimdeki kalan harçlığımla seylan cay ve koku almısım.. Cep delik vaziyetteyim. Nasılsa havaalanından babam alacak…

Havalanır havalanmaz sızdım.. Yorgunluk da var…

Bir süre sonra dahili hoparlorden bangır bangır bir anons “Degerli ablalarım, abilerim…”

“Bu bir eylemdir. Su anda bu ucaga el koymuş bulunuyoruz. Çeçenistandaki soykırımı protesto ediyoruz.”

“Uçağın çeşitli yerlerine tahrip gucu yuksek 3 adet bomba yerleştirdik.”

“Taleplerimiz karşılanmazsa, hep birlikte havaya uçacağız” dedi ve tekbir getirip dua etmeye başladı…

Insanın kalbi agzının içinde atar mı arkadaş? Atarmış…

Dehşetli bir korku ile uyandıktan sonra ilk tepki üzerimdeki kırmızı yeleği çıkarıp çantaya tıktım. 150 kiloyum, zaten yeterince dikkat çekiyorum.. Bir de soluk salık giyimli bir ucak insanın içinde daha fazla dikkat çekmeye gerek yok diye düşünüyorsun direkt boyle bir anda.

 

Ardından baktım acil çıkış kapısının yanı boş.. Hemen oraya geçtim oturdum. Adam havadayken bi halt ederse, çaremiz yok. Ama yerdeyken en azından kapıyı açar atlarım, bi yerim kırılsa bile sağ kalırım diye düşünüyor insan.

Yerimi de değiştikten sonra baktım yapabilecek hiçbir şey yok.. Bu arada ayılıp bayılanlar, aglayanlar… Uçakta bir kaos başgösterdi. Hemen arkasından tekrar bir anons dahili sistemden…

“Abilerim, ablalarım… Aranızda 3 arkadaşım oturuyor. Herhangi bir taşkınlık yapana hemen mudahele edilecektir. Sakin oturun”

Arkasından tekrar tekbir getiriyor…

O panik anından sonra, kafamda deli düşünceler. “Eyvah ya anneannem duyduysa” “Birşey olmasa bari kimseye panikle” “Annemler ne oldu acaba duyunca” düşünüp kurup duruyorsun.

Bir yandan içinden dua etmeye çalışıyorsun, tam dua ederken “Do you really want me? Do you care?” diye o zamanlar meşhur bir şarkının iki satırı kafanda beliriyor. Hay allah kahretmesin deyip içinden tekrar dua etmeye çalışıyorsun ve bu epeyce böyle sürdü.. Baktım ki yok arkadaş, dua falan edemiyorum. Önümdek koltuğun sırtında bir aktuel dergisi buldum. Onu okumaya çalıştım. Nasıl okumuşsam, üzerinden 20 sene geçmesine rağmen dergiyi hala çok iyi hatırlıyorum..

 

Bu arada uçagın rotası değişti ve biz kendimizi sofyada bulduk. Çok büyük bir şans eseri, KKTC havayollarının baş pilotu ve yardımcı pilot olarak da Berna Laçin’in babası bizi uçuruyor. Tecrübeli ellerdeyiz yani. Sofyada havaalanı yetkilileri ile pazarlıklar edildi, uçaga yakıt ikmali yapıldı ve biz tekrar havalandık. Bu arada tabii 4-5 saattir ucakta rehiniz.. Ne içecek su kaldı, ne de kimsede moral.. En arka sıralardayız ya.. Hostesler herkese moral vermeye çalışıyor uçakta, arkaya gelen oturup ağlıyor arkasından. Boyle de bir ortam var uçakta.

Tabii tahmin edersiniz. Adam aranızda 3 arkadasım oturuyor dedi ya… Herkes birbirini süzüyor açık açık… Acaba yanımdaki de terörist mi diye. Gayet gergin bir haldeyiz anlayacağınız.

1-2 saat daha uçtuk ve bir baktık Almanyadayız. Münih havaaalanının ücra bir köşesinde stop etti uçak. Ondan sonra işin yoksa bekle… Uyumaya çalışırsın, imkan yok uyunmuyor da…

Bir saat geçmeden uçaktan epey uzakta kameralar ve ışıklar belirdi ve butun olay boyunca orada kaldılar.

Butun bu olayın tek umut ve neşe kaynağı da, bizim okuldan bir grup arkadaşın, uyku ilacı ile uyutup, çantalarında uçağa soktukları minik kopekleri oldu. Haliyle, ucak kacırma eylemi uzayınca hayvancık ta uyandı ve butun ucagın maskotu oldu.

Sabaha karşı saat 5 civarıydı sanıyorum, korsan bir 15 kişilik rehineyi serbest bıraktı ve hemen arkasından yine tekbir getirip dualar etmeye ve konuşmaya başladı dahili mikrofon sisteminden. Adının Ramazan oldugunu sonra ogrendiğimiz korsanı hiç gormedik, uçaktan çıkarılışı hariç hep pilot kabinindeydi adam.

Ah unuttum… bir de butun işin üzerine tüy diken bonus… Adam tuvaletlere molotof kokteylleri yerleştirmiş, tuvalet de devre dışı kaldı mı!

Biz munihte havaalanında 10 saatten fazla rehin kaldık uçakta sonuç olarak. Arkaya gelip giden hosteslerden öğreniyoruz ki, adam Almanyadan sığınma istiyor ve bizim o zamanki büyükelçimiz Volkan Vuralla pazarlık ediyor uçaktan.

Sabah saatlerinde adamı uçaktan çıkarıp uçağa yanaştırdıkları merdiven uzerinde götürdüleer…

Götürdüler ama iş bitmedi ki… Aramızdaki 3 arkadaş meselesi var…

Kim bunlar…

Once korsan goturuldukten sonra uçağa 5 tane alman çevik polisi girdi. Adamlarda korkunç kasklar, ellerrinde 30cm lik koca silahlar, herkesin gozunun icine baka bakapsikolojik denetim yaptılar. Artık nasıl gerildiysem (tabii o anda bunlar ne yapıyor ne oluyor kimse anlamış değil), polis bana bakarken anlamış olacak göz kırptı. Hayal edemezsiniz, o anda butun bu olayın şoku, gerilimi, stresi bir boşaldı… Polisin arkasından Türkçe bir güzel iyi niyet dileklerimi saydırdım…

Polis denetiminden sonra bizi buyuk apron otobusleri ile meydanın iyice ücra bir köşesindeki, sonradan polis kantini olduğunu ogrendiğimiz binaya goturulduk hepimiz. Yol boyu da bizi çeken kameraları görüyoruz giderken.

Binaya girer girmez, ilk iş herkese bitki çayları verildi, insanlar sakinleşsin diye. Bu arada beni bir telaş aldı mı.. Üzerimde hiç para yok, telefon yok… Ne yapıcam ben derken, bize çay servisi yapan tonton bir alman dedeyi gozume kestirdim, gittim almanca kendisinden telefon nasıl edebilirim aileme diye sordum. Adam gercekten insanmış.. Bana kendi telefon kartını verdi, oradaki kulubeden ailemi aramamı, sonra da kartı iade etmemi soyledi.

Hayatım boyu, annemin o telefonu açtığındaki Pınaaaaarcımmm evladıııımmm feryadı kulaklarımdan gitmeyecek. Haberleştik, ağlaştık… Ondan sonra salona geri dondum.

Dondum ki herkesi sırayla sorguya alıyorlar, aramızdaki 3 kişiyi bulmak için.

Sıkı durun.. Aynen bir önceki akşam Özlemin kahve falındaki şekilde, yanımda bir tecuman, karşımda 2 kişi alman polisi sorgulandım ve elimin uzerine de sorgulandıgıma dair bir sıra nuöarası yazdılar…

Bu prosedur bittikten sonra, didik didik eşyamızı üzerimizi aradılar, Arkasından hepimizi havaalanındaki kempinsky otele aldılar ve hepimize odalar verildi. Bu arada ogreniyoruz ki, yolcuların güvenli bir şekilde istanbula döndürülmesi için istanbuldan bir başka ucakla kthy nin başkanı da geliyor ve bizimle donecek.

En tuhafı da şu… Odaya çıktığımda televizyonu açtım gayrı ihtiyari… Karşımda bir anda otobüse oturmuş, otele götürülürken kendimi gördüm CNN Internationalda… Nasıl garibime gitti anlatamam…

Neredeyse 15 saat süren kaçırılma maceramız ertesi sabah yeni bir ucakla almanyadan istanbula uçmamızla son buldu.

Havaalanına indiğimizde basın nasıl uzerimize atladı… Ailelerimize nasıl koşturduk, onları anlatmaya bile gerek yok…

Aynurla Yalçının nişanını kaçırdım haliyle.. Onar da artık nişandan ne anladılarsa… Hemen ardından benim yanımdaydılar çünkü 😊

Bu olayda böylece benim için 8 Mart tarihinde yerini aldı.

PINAR AKGUN

Site sahibi. Hayatı boyunca toplam 722 kilo almış - vermiş; en sonunda 2015 yılında 246 kiloya ulaşmış Pınar. 2015 Ekiminde geçirdiği metabolik ameliyattan bugüne kadar 150 kilo verdi. Bütün hayatı kilo problemi ile iç içe geçen Pınar, tontonuz.biz topluluğunu bu sorunu yaşayanlar için oluşturdu.

Siz Ne Dersiniz?