Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Obeziteyi Nasıl Etkiler?

Spread the love

Çocuk gelişimi ve insan psikoloji dendiğinde ilk olarak kişinin erken dönemdeki yani bebeklik ve çocukluktaki yaşantısı akla gelmektedir. Bebek anne karnından çıktığı andan itibaren insanlarla ilişkisi başlar. Anne ya da çocuğa bakım veren en yakın kişi bebek için en önemli fizyolojik ve psikolojik kaynaktır. Bu kişiyle kurulan ilişkiler kişinin yetişkinlikteki psikopatolojisini (örneğin depresyona ya da kaygı bozukluklarına yatkınlığı), diğer insanlarla kurduğu ilişkiyi ve olaylarla baş etme biçimlerini etkilemektedir. Peki ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişki yeme davranışını nasıl etkilemektedir?

Anne ya da babanın manipülatif, kısıtlayıcı, çocuğun sınırlarını ihlal edici, aşırı korumacı, aşırı mesafeli ya da kendi kaygılarından kaynaklı aşırı ilgili olması çocuğun yemek ile kurduğu ilişkiyi etkileyebilmektedir. Çocuk ebeveyni tarafından anlaşılmak, sevgi görmek ve duygularının adlandırılmasını beklerken tam tersi tutumla karşılaşmaktadır. Çocuğun ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi, bu ihtiyaçların koşullu ya da ebeveynin istekleri doğrultusunda karşılanması ebeveyn ile çocuk arasında sağlıklı bağlar oluşmasını zorlaştırır. Çocuk ise beklediği duygusal içeriği tam anlamıyla alamayınca başka yollara başvurmak durumunda kalır. Çünkü bir şekilde “hayatta kalmak” zorundadır.

Karşılanmayan ya da yeterince karşılanmayan ihtiyaçlar her çocuk için farklı psikolojik etkiler yaratabilir. Bunlardan biri de yeme miktarındaki artış olabilir. Çocuk yemek ile haz aldığını zaten annesini emmeğe başladığı andan itibaren bildiği için yemek ile sakinleşmek, mutlu olmak, keyif almak ona yabancı değildir. Özellikle karbonhidratlı ve şekerli yiyecekler ise tam onun amacına hizmet etmektedir. Sinirli, öfkeli ya da kaygılı hissettiğinde ebeveyni tarafından sakinleştirilmeye ya da sorunun kaynağını sorgulamaya dair umudu olmayan çocuk kendini doyurmaya çalışır. Yemek onun için bir tür duygu düzenleme aracıdır. Aynı şekilde olumlu duygularını da yemek ile kutlar. Çocuk içindeki duygusal boşluğu yemek ile doldurmaya çalışsa da yetişkinliğe geldiğinde bu boşluğun hiçbir zaman dolmadığının farkına varır.

Ebeveynin yemeği ödül-ceza mekanizması olarak kullanması ise bir diğer durumdur. Çocuğun davranışları yemek ile şekillendirilir. İstenilen davranış gerçekleştiğinde ise pekiştirmek için yine yemek kullanılır. Çocuk için bunlar öğrenilmiş davranışlar olur ve yetişkinliğe geldiğinde de benzer davranışları yemeği kullanarak sürdürmeye devam eder.

Obezitenin tedavisi için herhangi bir yöntemi seçen kişiler, kilo verme süreçlerinde zaman zaman duygusal iniş çıkışlar yaşayabilmektedir. Bu iniş çıkışları besin kısıtlaması, belli bir çerçeveye tabi tutulmak ya da “aç hissetmek” tetikleyebilmektedir. Çocukluğundan itibaren tüm duygusal ihtiyaçlarını yemek ile karşılamaya alışkın olan kişiler için sadece fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yemek yemek baş edilemez bir durum haline gelebilir. Fakat asıl odaklanılması gereken bir yetişkin gözüyle en başından beri kendi kendine yetmeye çalışan o çocuğun gerçek ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak ve yemek yerine daha yapıcı çözüm yolları geliştirmektir.

Psikolog Eldem Erdem

Siz Ne Dersiniz?