ESAS OLAN KALP GÖZÜ

Gözünle bakıp gördüğün değil, kalp gözünle gördüğün esastır. Peki o kalbin gözü ile kendine bakmayı denedin mi hiç?
Gözlerin etraftaki ağaçtan, duvardaki tablodan, masanın üzerinde duran bardaktan çok daha fazlasını gördüğünü biliyorsun değil mi? Maddenin ötesindekini fark etmek için gözlerin görüyor olmasına gerek yok.
Derin bir nefes al lütfen. Burun deliklerinden giren nefesinin yavaşça tüm bedenini sarmasına izin ver. Bırak seyahat etsin enfesin; önce soluk boruna insin, oradan göğüs kafesine, akciğerlerine, sırtına, karnına ve karnının etrafındaki tüm iç organlarına, kasıklarına, kalçalarına, bacaklarına, ayaklarına, ayak bileklerine ve hatta ayak parmak uçlarına. İzin ver bütün bedenin, en küçük hücresine kadar tazelensin, beslensin.
Gözler dışarıyı görse bile, içeriyi görmekten uzak. Oysa gözler önce içeriyi görmeli çünkü dışarıda olan her şey içerinin bir yansıması. Gözler yalan söylemez derle ya hani, bu yüzden işte. Dilin değil kalbin söylediklerini yansıtır onlar. Sen de bir bak bakalım içine, ne var orada? Hangi kırgınlıklar, hangi öfkeler, hangi acılar, hangi “asla”lar, hangi “keşke”ler. İçeriyi görmek zor geliyor mu sana? Üzeri örtülü sandıkları açmak, üzeri tozlanmış albümlerin sayfalarını aralamak…. Hayatında görmek istemediğin neler var, bir düşün. Hemen “Hiçbir şey yok, ne olabilir ki?” deme lütfen. Biraz gevşe ve kendini rahat bırak. İzin ver düşünceler oradan oraya savrulsunlar, zihnin kilitlerini aç bakalım neler çıkacak içinden?
Hatta biraz daha uzağa gitmeni istesem senden? “Aile geçmişini düşün” desem çok şey mi istemiş olurum? Biliyor musun, bizim bugünümüz sadece bizim yaşadıklarımız değil, atalarımızdan getirdiklerimiz de etkiliyor. Annesinin karnında bir bebek annenin yaşadığı bir travmadan etkilenip, annesinin yaşadığı travmayı kendisininmiş gibi alabiliyor. Karnı burnunda haliyle kocasını bir başka kadınla gören kadın gördüklerinin karşısında içinden bu manzaraya hiç şahit olmamayı seçmiş olabilir değil mi? Belki de bir hırsızlığa şahit olduğu için başı derde giren bir ata, ya da bambaşka bir hikaye…
Fiziksel bedenlerimizdeki rahatsızlıkların iyileşmesi konusu çok derin ve uzun. İlk başta insana anlamsız ve hatta saçma bile gelebiliyor ama bunu bir oyun olarak ele alıp, eğlenerek üzerinde düşünüldüğünde farkında bile olmadan bir çok şifa kapısı da kendiliğinde açılıyor. Oyunun tek kuralı içine dönüp bakmak…
Gözlerin etraftaki ağaçtan, duvardaki tablodan, masanın üzerinde duran bardaktan çok daha fazlasını gördüğünü biliyorsun değil mi? Maddenin ötesindekini fark etmek için gözlerin görüyor olmasına gerek yok.
Ve şimdi belki benimle birlikte tekrar etmeyi seçersin?
“Görme konusundaki tüm yargılarımı, beklentilerimi, duygularımı, düşüncelerimi, deneyimlerimi, bana ait olmayan başkasından satın aldığım tüm yargıları yıkıp yaratımlarını iptal ediyorum. Bu hayattaki eşsiz yerimi, değerimi, gücümü farkındayım ve kabul ediyorum. Bu yaşama olan katkımı kabul ediyor ve onurlandırıyorum. İçimdeki tüm güzellikleri görüyorum.”

Siz Ne Dersiniz?