Eski Bayramlar Nerede?

Çevremizde bir dolu insan sürekli “Eski bayramlar nerede?” diye soruyor. Sanki eski bayramlar bir yere gitmişler gibi… Bu soru benim kafamda başka sorulara sebep oluyor her seferinde:  Eskiyi arayıp durduklarına göre insanlar bugünlerinden bu kadar mı mutsuz? Bayramlar kendi kendilerine bir yerlere mi gidiyor, yoksa olan sadece bizim algılarımızdaki değişiklik mi?  Hayatta tek bir şey bile kalıcı değil, her şey geçiciyken bir şeylerin sabit şekilde kalmasını beklemek ne kadar gerçekçi? Böyle bir beklenti insana mutluluktan çok mutsuzluk getirmez mi? “Gelen gideni aratır” sözünü sıkça duyduğumuz topraklarda büyüdüğümüz için mi geçmişi aramaya bu kadar meyilliyiz?… Bu sorular uzaaarrr, gideeerrr? Zira, az biraz da meraklı bir yapım olduğunda bir soruya bin soru ile karşılık vermem çok garip değil aslına bakarsanız.

Bayram sözcüğü Pehlevi Farsça’sında “sevinç ve eğlence” günü anlamına geliyor. Bu tanımlamaya göre, bana sorarsanız her uyandığımız sabah bizim için bir bayram günü başlangıcı. Neşeli olmak için, yüzlerimizin gülmesi için hep bir sebep arayıp duruyoruz ya hani, nedense o sebebi hep dışarıda bir yerlerde arayıp duruyoruz. Kendi gözlerimizin içine bakmak, kendi nefesimizin ılıklığını hissetmek, kendi bastığımız toprağın kokusunu içimize çekmek hiç aklıma gelmiyor. Oysa, inanın her günün bayram olması için bir dolu sebep var hayatta; sadece onları görmek istemek yeterli.

Son zamanlarda bayramlar kendi anlamından daha da bir uzaklaşır oldu kanımca. Sevinçle ve eğlence ile bizleri birleştireceğine, insanların birbirlerini ayrıştırmalarına sebep etiketlendirmelerden biri haline geldi maalesef. Kimse kendine bakmaz, sadece karşısındakini eleştirir oldu. Bayramda tatile çıkanlara burun kıvıranlar, aile ziyaretine gidenlere burun kıvıranlar, kurban kesene çemkirenler, kesmeyene öfkeyle bakanlar… Bayramda tatile çıkanlara ‘Bayramda da yola mı çıkılır, vallahi bunlarda hiç akıl yok, en güzel bayram evde geçirilir’ diyerek kendilerini en akıllı ilan edenler…Sözüm herkese, hepimize.

Bir bıraksak ya diğerlerini, bir baksak ya kendimize ama sadece kendimize. Biz ne yapıyoruz? Yaptığımız şeyi kendi isteğimiz için mi yapıyoruz yoksa sadece başkalarına hoş görünmek adına mı yapıyoruz? Büyükleri memnun etmek adına onları ziyarete gidiyor ama yanlarında ‘Benin burada ne işim var?’ dercesine beş karış açık suratla mı dolaşıyoruz…

Bırakalım başkalarını, bırakalım dışarıdakileri. Her koyun kendi bacağından asılıyorsa eğer biz de dönüp sadece kendimize soralım: “Her günü bayram olarak geçirmemiz için neler mümkün?” Bunu yapabildiğimiz gün ne eski bayramları özleyecek ve onları mumla arayacağız ne de iki gün mutlu olmak için senede birkaç günü bekliyor olacağız. Bu tabii ki benim ilginç bakış açım… Dilerseniz siz de her sabah sorun kendinize;

“Bugünümün bayram tadında geçmesi için neler mümkün?”

Cevapları kendiniz vermeye çalışmayın… Cevap kendiliğinden gelir… Belki hemen değil ama mutlaka gelir. Ya bir çiçeğin kokusuyla, ya çalan bir telefonla, ya da yolda yürürken gördüğünüz küçük bir kız çocuğunun gülümseyişinde…

Her gününüz bayram tadında olsun.

Neşe, keyif ve ihtişamla…

 

Özlem Çetinkaya

Dengeli Yaşam Rehberi ve Yazar

www.ozlemcetinkaya.com

%d blogcu bunu beğendi: