Makyaj ile 3 saatte 150 kilo oldu, ortalığı birbirine kattı

Yüzü silikon kaplandı… Kalıp çıktı. İskoçya’da bir buçuk ayda maske hazırlandı. Makyajı üç saat sürdü ve Ayşe Arman bir anda 150 kilo oldu. Hürriyet Gazetesi’nin renkli röportajcısı Ayşe Arman, obez olup sokaklara çıktı ve aldığı dersleri yazdı. İşte izlenimlerinden bazı bölümler…

Ders 1: İki şişman bir asansöre sığıyor ama üçüncü biri binerse felaket oluyor!
Kapı kapanmıyor.
Hande ve Emre yürüyerek aşağıya iniyor.
İşte o anda Berin’le göz göze geliyoruz ve kahkahayı patlatıyoruz.
Berin diyor ki, “Başlıyoruz, bakalım Cadde’ de yürürken nasıl hissedeceksin, neler yaşayacaksın? Ben de merak ediyorum… ”
Kış güneşi, mis gibi bir gün.
İştahım açık, canım simit istiyor, simitçiye doğru yürüyorum.
Endamımı görür görmez, “Abla, kaç tane istersin?” diye soruyor.
Oley başarmışım!
İnandırıcıyım.
Herkes çok şişman olduğumun farkında.
Simitçi bile.
Herkes bana bakıyor.
Bir ısırık alıyorum, sonra rahatsız olup, simiti çantama atıyorum.

Ders 2: Şişmansan, sokakta bir şey yemeyeceksin!
Daha çok dikkat çekiyorsun.
“Boşan da semerini ye!” dercesine bakıyorlar insanlar.
Evet, bakıyorlar, gözlerini dikerek bakıyorlar, dikkatli dikkatli bakıyorlar, inceleyerek bakıyorlar, kafalarında kilomu tartarak bakıyorlar, “100’ün ne kadar üzerindedir?” diye hesap yapıyorlar.
Şişmansan vay haline!
Alenen kötü bakıyorlar.
Yargılayarak.
“Zavallısın!” der gibi.
“İradesizsin!” der gibi.
“Suçlusun!” der gibi.
Tuhafıma gidiyor, seksi sayılabilecek kıyafetlerle dolaştığımda bile, bu kadar bakmıyorlardı!
Bu tespitimi Berin’e söylüyorum.
“Öyle” diyor, “Karşıdan üç kişi gelse, biri aşırı alkol tüketse, biri aşırı sigara içse, diğeri de aşırı yiyor olsa, bu üç bağımlıdan, şişman olan dımdızlak ortada kalır, herkes parmağıyla onu işaret eder. Obezsen bitti. Seni didik didik etme hakkı buluyor insanlar kendinde… ”
Gerçekten de, her tarafımı inceliyorlar.
Yüzümü, gerdanımı…
Ama maske yüzünden değil.
Çünkü Berin’e de bakıyorlar.
Farklı olduğumuz için, onlara benzemediğimiz için…
Kadınlar, “Allah’ım sana şükürler olsun, ben böyle değilim” diye bakıyor.
Erkekler, ya yok sayıyorlar ya acıyarak bakıyorlar.
Ve tuhaf, kimse de baktığını saklamak için bir gayret göstermiyor.
Göstere göstere bakıyorlar.
Arada, “Ne bakıyorsunuz be!” diye haykırmak istiyorum.
“Bu bedenin içinde bir insan var!” demek istiyorum.
Bir anda başıma saksı düşüveriyor.
Ben maskesizken aynı hatayı yapıyor muydum acaba?
Ders 3: Şişmansan, insanların gözlerini dikip sana bakmasına alışacaksın!

MANASIZ ERKEK GEYİĞİ
Bir taraftan da, iki kadın gazeteci, kıkır kıkır gülüp eğleniyoruz Berin’le.
Çocuklar geliyor karşıdan.
Berin diyor ki, “Bak onların tepkisi en şahanesi!”
Gerçekten de beş-altı yaşlarında bir çocuk, yanındakine arkadaşını dürtüp, “Bu kadar şişmanını görmüş müydün!” diyor.
Çok sahiciler.
Bir okul dağılıyor o sırada, yeni yetme genç erkeklerin tepkisi en acımasızı! Bizi birbirlerine gösterip, “Tam sana göre, kim bilir bunun altında nasıl ezilirdin!” diye mavra yapıyorlar.
Manasız erkek geyiği işte.
Kim ne derse desin, bambaşka bir dünyaya geçiş yaptım, yalandan değil, sahici bir empati. Bakışlardaki acımasız yargıyı içimde hissettim.
Hay aksi! Ayakkabımın bağı çözüldü.
İşte en zor an.
Eğilip bağlamaya çalışıyorum, Berin uzaktan gülüyor.
“Obezlerin en büyük dertlerinden biri bu!” diyor.
“Neymiş o?” diye soruyorum.
“Sokakta ayakkabı bağlamak… ”
“Evet ya” diyorum “Göbeğim, eğilmeme müsaade etmiyor, büyük bir engel… ”
Sonunda ayakkabımı bağlamayı başarıyorum ve caddede yürümeye devam ediyoruz.

AHMET ALTAN KAÇTI
Aaaaaa Ahmet Altan!
Yanında Simin yürüyorlar.
Hemen koşuyorum koluna yapışıyorum, “Siz meşhur Ahmet Altan mısınız? Ben sizin hayranınızım” diyorum.
Suratıma donuk donuk, anlamaz gözlerle bakıyor, yürümeye devam ediyor.
Şaka mı bu!
Peşinden koşuyorum.
“Bir dakika” diyorum.
Resmen kaçıyor.
Çok komik, korkuttum mu ne?
“Ahmet? Benim ben, Ayşe” diyorum.
“Hangi Ayşe?” diyor.
“Ayşe Arman.”
Öyle bir bakıyor ki suratıma, “Yok canım daha neler!” der gibi. Yüzümde gözlük var diye düşünüyorum, hemen çıkarıyorum. Hayır, yine tanımıyor. O kadar seviniyorum ki, demek ki gerçekten başarılı bir şişmanım!
Ama bu cüssenin içinde kırılgan bir dişi yaşıyor.
Ahmet Altan gibi bir erkeğin benden kaçmasına üzülüyorum.
Ders 4: Şişmansan insanlar senden kaçıyor, üzülmemeyi öğreneceksin!

EN BÜYÜK GÜNAH TATLI
Şişman olmak, hayatta bir takım zorlukları kabullenmek demek.
Kafelerde istediğin yere oturman bile kolay değil.
“Oradan geçemezsiniz! Sandalyeler devrilir!
“Oraya sığmazsınız! Size dar gelir”
“Salatanız diyet mi olsun?”
“Kolanız light mı olsun?”
Her an, insanlar senin yerine karar verebiliyor.
“Hayır efendim, salata- malata yemeyeceğim, makarna yiyeceğim. Şişmansam şişmanım sana ne!” demek istiyor insan.
En büyük günah, yemeğin üzerine tatlı istemek.
“E artık onu da yeme be!” der gibi bakıyorlar adama.
Lokmalar boğazına diziliyor.
“Berin zormuş!” diyorum, “Hiç de normal davranmıyor insanlar… ” “Sen daha çaylaksın, bir süre sonra alışıyorsun! Ama tabii inciniyorsun da… ” diyor.
Ders 5: Şişmansan, insanlar senin yerine karar veriyor. Aldırmayacaksın, ne istiyorsan yapacaksın!

KIYAFET YOK YOK YOK  
Giyim, büyük sorun.
Çok büyük. Büyük beden satan yer, neredeyse yok.
Çok şişmansan ayvayı yedin!
Cadde’de bir sürü mağazaya giriyoruz, bizim ölçülerimize göre bir şey bulabilmek imkansız.
Tekstil açısından Türkiye’de şişmanlar neredeyse yok sayılıyor. Amerika’da meğer her markanın büyük bedenini bulurmuşsun, Calvin Klein, Tommy Hilfiger, burada ıh ıh.
Üstelik bir sürü önemli marka burada üretiliyor ve ihraç ediliyor.
Mango’da, “Hediye mi bakıyordunuz?” diyorlar.
Biz iki obez, abiye kısmına daldık ya…
Sinir oluyorum.
“Hayır şekerim” diyorum, “Kendime alacağım, bir yıl evde tutacağım, zayıflayınca içine gireceğim!”
Berin, “Şşşttt dur, dur, asabiyet yapma… ” diyor.
Marks&Spencer’a giriyoruz, “Burada bize uygun bir şeyler vardır!”
Yok, orada da yok.
Ya da bir şey buluyorsun, anneanne işi. Yani genç şişmana hitap edecek bir şey yok.
Metrocity’deki Evans hariç.
Bütün şişmanlar biliyor orayı, büyük beden modern kıyafet bulabiliyormuşsun ama her şeyden sadece bir-iki tane geldiği için de hemen bitiveriyormuş.
Berin, o yüzden bir sürü şeyi internetten sipariş ettiğini söylüyor.
Ya da arkadaşları yurtdışından getiriyormuş, mesela üzerindeki siyah jean’i.
“Gel seni Altıyol’da bir yere götüreyim” diyor.
“Nereye?”
“Battal beden ihraç fazlası mal satan bir sürü mağazanın olduğu bir caddeye. Orada dantelli iç çamaşırı bile buluruz… ”

DOLMUŞTA PANİK VAR
Altıyol’a nasıl gideceğiz?
Dolmuşla.
Elimi kaldırıp bir sarı dolmuş durduruyorum. İçeri adımımızı attığımız andan itibaren, insanlarda bir endişe dalgası uyanıyor:
“Eyvah! Kimin yanına oturacak!”
Arka koltuğa oturuyoruz.
Şişmanlar için en zor bölüm, dörtleniyor çünkü, biz iki şişman koltuğun dörtte üçünü kapladığımızdan, geriye kalan iki kişi, sığabilmek için özel şekillere girmek zorunda kalıyor.
Onlar eziyet çekmesin diye, biz öne doğru kayıyoruz.
Ders 6: Şişmansan, hassas da oluyorsun. Bedeninle kimseyi rahatsız etmek istemiyorsun.

AVRUPA-ANADOLU FARKI
İstanbul’un pek çok yerinde toplu taşıma araçlarına bindik, Anadolu yakasında insanlar çok daha sıcaktı. Avrupa yakası daha acımasız. Anadolu yakasında seni, ‘ailenin şişman kızı’ olarak kabul ediyorlar.
Ama bazı semtlerde yaşam hakkın daha az.
Nişantaşı mesela, epey zorlandık orada dolaşırken, daha alaycı bakışlar var, “Senin burada ne işin var” gibisinden ama Caddebostan, Göztepe şahane.
Altıyol’da kendimizi atıyoruz dolmuştan. Bir sürü şey deniyoruz, kotlar, kırmızı tişörtler, en azından bir şeyler bulabiliyor insan.
Sonra külotlara bakıyoruz.
İhraç fazlası eğlenceli külotlar buluyoruz ama şans eseri…
Yoksa şişmanların büyük pamuklu külotlara talim etmesi bekleniyor.

–Alıntı–  milliyet.com.tr  05.12.2010

Siz Ne Dersiniz?