Mutluluğun Gizi…

İstisnasız hepimizin amacı mutlu olmak, mutluluk içinde yaşamak, mutluluğu hayatımızda daim kılmak. Bir insanın mutlu olmak istemesi kadar anlaşılır bir şey yok, çünkü mutlu olduğumuzda hayatımızın çok daha verimli, çok daha üretken, çok daha hafif, çok daha neşe içinde geçtiği muhakkak. Peki, nedir ki bu mutluluk denilen şey…   Sırrı nedir?  Zor mudur kolay mıdır? Nerede gizlidir? Ben bu sorular üzerine düşünürken ve yazarken karşılaştığım bir masalı paylaşmak istedim sizinle…  Keyifle okuyun dilerim.

Mutluluk konusunda sohbetlerimiz devam edecek 🙂

Bir tüccar “Mutluluğun Gizi”ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra,  sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş. Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış.

Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.

Delikanlının ziyaret nedenini dikkatle dinlemiş bilge, ama “Mutluluğun Gizi”ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş. “Ama sizden bir ricada bulunacağım” diye eklemiş bilge. Delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş:

“Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.”

Delikanlı sarayın merdivenlerini inip çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış:

“Güzel” demiş bilge, “peki yemek salonumdaki Acem halılarınız gördünüz mü? Bahçıvanbaşı’nın oluşturmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?”

Utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.

“Öyleyse git, evrenin harikalarını tanı,” demiş ona bilge. “Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.”

İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye başlamış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış:

“Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?”

Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş. “Peki”, demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi:

“Sana verebileceğim tek bir öğüt var:

Mutluluğun Gizi, dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan…”

Özlem Çetinkaya

Dengeli Yaşam Rehberi ve Yazar

www.ozlemcetinkaya.com

%d blogcu bunu beğendi: