“Obez Anne” olmak

Kilo en çok neyi etkiledi hayatında diye sorsanız, cevabım kesinlikle “annelik” olurdu.

Çocukluğumda, genç kızlığımda, ilk kadınlığımda elbet üzülüyordum ama hiçbiri, kilonun annelik vazifelerimi yapmamı engellemesi kadar üzmedi beni.

Hamilelik sürecimle başladı aslında obezliğin anneliğime kötü yönde etkisi. Akdeniz anemisi taşıyıcısıydım ve eşimde de bu problemin olduğunu nikâh için başvuruda bulunurken istenen sağlık raporunu almaya gittiğimiz gün öğrendik.

Çocukluğumdan beri tüm doktorların söylediği “Sakın taşıyıcı biriyle evlenme.” uyarıları nasıl yer etmişse beynimde evrene bu mesajı çok göndermişim herhalde. Bunu hayatta en sevdiğim adam taşıyıcı çıkınca anladım ama biz evlendik. Her şeye rağmen, ileride ebeveyn olmaya karar verdiğimizde tüp bebek tedavilerinin çalkantılı ve sancılı evrelerini göze alarak evlendik.

Bir aylık evliyken hamile kaldığımda, hayalimde kurduğum, bu güzel haberi ilk öğrenme ve eşim ile paylaşma süreçleri tabii ki bizim serüvenimizde yaşanamadı.

Bu süreç gerçekten çok yıpratıcı oldu benim için. Bebeğin, anne karnında talesemi ( akdeniz anemisi ) olup olmadığını öğrenmemiz gerekiyordu ancak karın yağlarım buna engel olmuş, iğne bebeğin kordonuna yetişmemişti.

Hiç lanet okumamıştım şişmanlığıma o güne kadar. Kendimden çok karnımdaki bebeğimi düşünürken ilk defa “ Allah’ım beni niye böyle yarattın?” isyanımı hatırlıyorum, Allah’ın beni öyle yarattığını zannederek. Oysaki düşünemiyordum gerçek Ece’nin o olmadığını, bir gün karnındaki sapasaplam doğacak oğlunun bir cümlesiyle Allah’ın gerçekte yarattığı bedenini arayışa çıkacak ve ona kavuşacak bir obez hamile olarak çok çok ağlamıştım…

Kordona iğnenin yetişebilmesi için bebeğin büyümesi gerektiğini söylemişti doktorlar. Manevi açıdan çok sancılı bir sürece girmiştik, Cvs süresi dolmuş “amniyosentez” gününü bekliyorduk.

Sağlıklı olduğu haberini aldığım gün ise dünyalar benim olmuştu. İlk defa elimi karnıma koyup, “Benimlesin artık oğlum!” demiştim.

Doğuma 108 kilo girdim. Hayatım boyunca olduğum en yüksek kilodaydım ve hiç umursamıyordum. Hamleliğimde hiç kilo takibi yapmamıştım. Yapanlar da çok ilginç geliyordu bana. “Kaç kilo aldın?” sorularına duraklayarak cevap veriyor, bazen parmak hesabı yapıyordum. Hiç takip etmedim çünkü. Doktorum da beni tartmadı.

Çok yemek yiyen bir hamile olmadım, herkes benden daha iyi bir performans beklerken ben insanları şaşırtıyor, benden beklendiği gibi “dünyaları” yemiyordum. Mesela tatlı hiç istemezdi canım ama gün içinde oturup bir koca kâse tulum peyniri çatal çatal yiyebiliyordum. Hep diyorum; tatlıcı değil tuzlucuyumdur ben.

108 kilo girilen bir doğum sonrasında emzirirken de hiç kilo veremedim, zira süt olması için baklavayla kazandibini, makarnayla bulgur pilavını, sütlaçla helvayı aynı anda yiyordum. Maazallah yemezsem sütüm giderdi, çocuk aç kalırdı(!)

Bilseydim bol süt için sadece suyun, etin, sebzenin yeterli olduğunu; oğlumu beslemek uğruna yiyip de kendimi hiç o kadar şişirir miydim?  Onu besleyeceğim diye onunla geçireceğim en güzel günlerimi mahveder miydim kilo yüzünden nefes alamıyorum diye?

Yine aynı cümle ama çocukluğumda ve genç kızlığımda nasıl yiyorsam, yine yedim. Artık anneydim, dikkat etmem gerekiyordu biliyordum ama çok yedim, yine yedim, gizli yedim, dünyaları yedim. Artık saplantıydı benim için yemek yemek, hiç olmadığı kadar hem de. Oğlumu pusete koyup sokağa çıkarmak, küvetini yere koyduğumda çömelip onu yıkamak nasıl zordu. Yaz dönemine denk gelen üç-dört aylık dönemlerinde emzirmek bile eziyetti benim için.

Efekan büyüdü, büyüdükçe hareketleri arttı, artık peşinde koşan bir annesi olması gerektiğinde uzaktan onu izleyen “Koş, Volkan!” diye eşine seslenen bir kadın olmuştum, sırf yiyorum diye! Fazla hareket ettiğinde benim de fazla hareket etmem gerekiyor diye kendimi çok rahatsız hissediyordum ve 1,5 – 2 yaşındaki oğluma bağırırken buluyordum kendimi.

Çok mutsuz bir anne hatırlıyorum o döneme ait. Hafta içi çalışan, akşam evladına kavuşan, onda da onunla oynayamayan çünkü mutsuz, güzel nefes alamayan, hafta sonları ailece sokağa çıkmayı ıstırap gören çünkü yürümekten nefret eden, giyinmekten hiç hoşlanmayan bir kadın hatırlıyorum!

O dönemlere ait, sadece çocuğunun hayatta kalabilmesi için gerekli olan ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir anneydi Ece. Giydir, yedir, altını değiştir, uyut. Bazen uyutmayı bile eşim yapardı, gün içinde o kadar yorgun olurdum ki mecalim olmazdı. İnsülin direnci denen o illet, “hareketsiz yaşam” kısır döngüsüne beni çekmişti. Yedikçe hareketsizleşmiştim, ben hareketsizleştikçe o illet daha çok yeme batağına saplanmama vesile olmuştu. Gün içinde yemekten başka bir şey düşünemez oldum.

Oğlumun, arkasında koşarken nefes nefese kalan, ayakkabılarını giydirirken eğilemeyen annesinin kilosunu fark etmesi okulda işledikleri “sağlıklı beslenme” ünitesinden sonra oldu. Artık bilinçlenmeye başlamıştı, biliyordu şişman – zayıf kavramını. Bir gün babasıyla çadırın içinde oyun oynarken, onlarla oynamak istedim diye bana…

“Anne sen oynama, yerimizi daraltıyorsun, seninle oynamak istemiyorum! “ dedi.

“Sen büyüksün anne, şişmansın!  Bizimle oynayamazsın…”

“Nasıl yani? Neden oynayamayayım oğlum?”

“Daha fazla yer kaplayıp, bizim alanımızı daraltıyorsun.”

Bak sen üç yaşındaki çocuğun öğrendiğine. Annesinin suratına vurduğu gerçeğe…

Şırak, kırbaç şıraklar. Ben 3 yaşındaki oğlumdan bu cümleleri duyacak kadar ne zaman şiştim böyle? Kendime ne yaptım, oğlumun hayatında ikinci plana düşecek kadar ne yedim de kendimi onun gözünde çok ama çok büyük yaptım? Öğretmenleriyle, anneannesiyle, babasıyla çok güzel oynayan oğlum neden benimle oynamayı seçmemişti o gün?

Ne yapmalıyım şimdi?

Önce koşarak yatak odasına gitmeliyim, kana kana ağlamalı, lanetler yağdırmalıyım, isyanlar etmeliyim. “Allah’ım beni neden böyle yarattın?” demeliyim. Hemen yaptım hepsini. O gün o odadan hiç çıkmadım ilk defa yemeğini babası yedirdi oğlumun. İlk defa kimseyi görmek istemedim o gün kendimi bile. Uyudum, sadece uyudum tabii önce çok ağlayarak. Uyandığımda geceydi ve beynim karıncalıydı. Gittim banyoya çırılçıplak aynanın karşısında hiç bakmadığım bedenime baktım.

Meğer ne kadar çok çatlağım vardı vücudumda, meğer ne kadar büyümüştü karnım, sezeryan izimi dahi göbeğimi elimle kaldırmadan göremiyordum. Meğer ne kadar büyümüştü bacaklarım, kollarımı kaldırdığımda sanki üç kol birleşmiş gibiydi, aşağıdan sarkan et sayesinde.

Ben vücuduma bakmaya bakmaya 30 yaşında bir kadın olarak bedenimi 60 yaşında obez bir kadın bedenine bürümüştüm.

“Peki neden?” diye sordum kendime. Daha farklı, sağlıklı ve güzel olmak varken gerçekten Allah beni böyle mi yaratmıştı? Yoksa ben Allah’ın bana verdiği bedeni, yine Allah’ın bana verdiği beyni ve iradeyi iyi, doğru kullanmayarak, hor mu kullanmıştım?

Ne yapmalı Ece? Sen akıllı kadınsın, ya da kendini öyle sanıyorsun ama bulursun bir yolunu! Bir şeyler yapmalı, 30 yıl böyle geçmişken kalan 30 yıl için bir şeyler yapmalı. Evladımın benimle daha güzel oynaması, koşması için bir şeyler yapmalı, ileride hastane koridorlarında -ben şimdi yiyorum diye- onun acılar çekmemesi için bir şeyler yapmalı.

Artık bambaşka bir kadın olmalı!

Öyle bir söz vermeli ki kendine daha önceki hiçbir söze benzememeli bu söz. Öyle bir inanmalı ki kendine, daha önceki “Ben kilo vermem ki, beni Allah böyle yaratmış” inançları yerle bir olmalı.

Öyle bir istemeli ki, bu istek karşısında hiçbir bahane karşımda duramamalı ve öyle çabalamalı ki artık kendi gibi bu acıları çeken ama itiraf edemeyen, kendisine dahi gerçekleri söyleyemeyen binlere ulaşmalı. İnsülin direnci ve graves hastalığı eğer düşmansa bu savaşta benim elimde en doğru silahlarım olmalı yani doğru beslenme programı ve spor! Stratejimi iyi geliştirmem gerek, yol uzun ben hazırım. Yanımda en doğru beslenme uzmanı ile gardımı sağlam almalıyım.

Bu sefer doğru yoldan gitmeli.

Haydi, Ece göreyim seni. Bedenini yeniden doğuracak, içinden bambaşka bir kadın çıkaracak, öyle güzel nefesler alacak ve oğlunla öyle güzel oyunlar oynayacaksın ki süreç bittiğinde ideal kilonda mutlu bir kadın, sağlıklı bir anne olacaksın.

Zafere ulaştığın gün ola ki sorarlarsa sana:

-Tüm süreci en baştan yaşamaya var mısın?

Tek cevabın:

-Gözümü kırpmam en baştan yine yaşarım.

Olacak, haydi BAŞLA! Bittiğini, kaybettiğini düşündüğün gün aslında senin başlayacağın en doğru gündür ve ne kadar dipteysen o kadar yükseğe zıplayabilirsin unutma!

–Metin Alıntı– fitnews.com.tr   Ece ATMACA

–Görsel Alıntı– breastfeedingtoday-llli.org/obese-mothers-can-breastfeed

Siz Ne Dersiniz?