Obezite estetik değil bir sağlık sorunu

Ekonomik gelişmeye koşut olarak, insanların boy ve kilolarının arttığı ileri sürülüyor; ancak bu değişiklik, her zaman olumlu algılanmıyor. Günümüzde “şişmanlık” da önem kazanan bir sağlık problemi olarak nitelendiriliyor.

Ülkeden ülkeye bazı farklılıklar olsa da bugün “küreselleşmiş” dünyada aşırı şişmanlık herkes için bir sorun. “Obezite”nin fiziksel ve ruhsal açıdan yarattığı sağlık sorunları için, her yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 100 milyar dolar harcanıyor.

Erişkin şişmanların çoğunda obezite başlangıcı, çocukluk yıllarına uzanıyor. Obezitenin aslında hayatın ilk yılında, 5-6 yaş arasında ve pubertede başladığı ileri sürülüyor.

Şişmanlık nedir?

İnsan bedeni “yağsız kitle” ve “yağ dokusu”ndan oluşuyor. Obezite, “yağ dokusunun normalden fazla oluşu ile karakterize ağırlık artışı” şeklinde tarif ediliyor.

Enerji dengesi yönünden bakıldığında, alınan enerji sarf edilen enerjiden fazla olduğunda aradaki fark yağ olarak depolanıyor ve obezite gelişiyor.

Çocuklarda obezite sıklığı

Çocuklarda obezite giderek artan oranda görülüyor. Örneğin ABD’de obezite sıklığı okul çocuklarında yüzde 5-10, adolesanlarda yüzde 10-15 oranında. Kız çocuklarında görülme sıklığı, erkeklere göre daha fazla.

Türkiye’de büyük kentlerde yaşayan okul çağındaki çocuklarda ve adolesanlarda yüzde 10-15 gibi yüksek oranlarda saptanıyor.

Çocukluk çağında bazı yaş gruplarında obeziteye daha çok eğilim gözleniyor. Hayatın 6. ayından sonra okul çağına kadar görülme sıklığı azalıyor; erkeklerde ergenlik öncesinde, kızlarda ise ergenlik sonrası dönemde artıyor.

Nasıl oluşuyor?

Obeziteye, her şeyden önce “çok yemek” neden oluyor; çok yemenin mekanizmasında da, beyindeki “iştah merkezi” rol oynuyor. Beyinde tokluk ve açlık sinyallerini alan merkezler ve bunları uyaran bazı maddeler var; “Nöropeptid Y” (NYP) de bunlardan birisi.

NPY’nin işlevi, “besin alımını artırmak” olarak gösteriliyor. NPY, beynin pek çok bölgesinde bulunuyor ve bir çok şişman (obez) kişide, beynin çeşitli bölgelerinde NPY artıyor.

Vücutta bu sürece etki eden bir diğer unsur ise, pankreasta yapılan “insülin” hormonu. İnsülin, vücutta bulunan şekerin dokulara düzenli dağılımını ve kullanımını sağlıyor. Obez çocukların kanında insülinin fazla olmasına rağmen glukoz düzeyleri normal bulunuyor. Bu da, bu çocuklarda insülin direncinin varlığını gösteriyor.

Bu konuda önlem alınmazsa, yani aşırı beslenmenin önüne geçilmezse, bir süre sonra kandaki glukoz düzeyi yükseliyor ve “diyabet” (Tip II) denilen şeker hastalığı oluşuyor.

Genetik önemli

Günümüzde obezitenin genetik boyutu üzerinde duruluyor. Obezite ve genetik etmenler üzerinde yapılan araştırmalarda, her iki ebeveyn obez ise, çocuğun obez olma ihtimali yüzde 80; yalnızca biri obez ise yüzde 50; ikisi de obez değilse yüzde 9 olarak bulunmuş.

Bu gözlemlerden yola çıkılarak yapılan araştırmalarda, vücut ağırlığını biyolojik olarak kontrol eden bazı genler bulunmuş. İnsanın genetik yapısını belirleyen kromozon üzerinde “ob geni”, “db geni”, “fat geni”, “tub geni”, “agouti geni” diye adlandırılan genlerin varlığı kanıtlanmış. Bu genlerden “ob geni”nin iştahı azalttığı, “db geni”nin ise şişmanlatıcı yönde etki ettiği biliniyor.

“Ekonomi” rol oynuyor

Araştırmalar, obezitenin gelişmiş ülkelerde düşük; gelişmekte olan ülkelerde ise yüksek sosyoekonomik düzeye sahip kesimlerde daha sık görüldüğünü gösteriyor.

Gebeliğinin ilk altı ayında açlığa maruz kalan annelerin çocuklarında, ileri dönemlerde obezite sıklığının arttığı gözlenmiş. ABD’de, sosyoekonomik düzey arttıkça, kadınlarda obezite sıklığının azaldığı görülmüş.

Bu durum, sosyoekonomik düzeyi düşük gruplarda, beslenme ve sağlıkla ilgili bilgi eksikliğinin daha yaygın oluşuna ve aktivite azlığına bağlanıyor. Bitkisel protein içeriği düşük, yağ oranı yüksek çok kalorili yiyeceklerle beslenen çocuklarda, obezite daha kolay gelişiyor.

Uzmanlar, “fast food” beslenmede kullanılan çeşitli kimyasal maddelerin, bu süreçlere etki ederek aşırı yeme isteği uyandırdığını ileri sürüyorlar.

Şiddetli obezite ise, sosyoekonomik durumdan bağımsız görülen bir “hastalık” olarak nitelendiriliyor.

Çevresel faktörler

Çocukluk dönemindeki şişmanlılkta, çevresel etmenler de rol oynuyor. Obezite görülme sıklığının kış ve ilkbahar aylarında, eğitim düzeyi düşük olanlarda ve kalabalık kentlerde artması, obezite üzerindeki çevresel faktörlerin etkisini gösteriyor.

Obezlerin fazla yeme isteğinin aile çevresinde edinilen bir alışkanlık olduğu ileri sürülüyor. Fiziksel faaliyet eksiliği, aşırı televizyon izleme gibi kişiyi hareketsizliğe mahkum eden alışkanlıklar da, çoğu kez aile yaşamı ile ilişkilendiriliyor.

Ailede bir çocuk “obez” ise, diğer kardeşin de obez olma ihtimali yüzde 40-80 arasında gösteriliyor.

Psikolojik nedenler

Obezite ile psikolojik etmenler arasında bir ilişki olduğu kabul ediliyor. Anne ile baba arasındaki ya da ebeveynlerle çocuk arasındaki olumsuz ilişkilerin çocuğun ruhsal yapısını olumsuz etkilediği; bunun da aşırı yemeye neden olduğu gösterilmiş.

Okulda başarısızlık, arkadaş edinememe, anne-baba ve çocuk arasında olumlu ilişki eksikliği, obez çocuklarda sıklıkla saptanan durumlar olarak gösteriliyor.

Sonuçları kötü

Obez çocukların yalnız gündelik yaşamları olumsuz etkilenmiyor; aynı zamanda ciddi sağlık sorunlarıyla da karşılaşabiliyorlar.

Adet kanamalarının erken başlaması, kan yağlarında artış ve buna bağlı damar sorunları, aşırı yük altında kaldığı için kalp hızında artış ve buna bağlı kalp ve damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, deride şekil ve biçim değişiklikleri, bozulmuş glikoz metabolizması ve diyabet hastalığı, uykuda solunum durması obezitenin sık görülen sonuçları arasında yer alıyor.

Obez çocuk ve gençlerde, kemik yapısı ve duruş bozuklukları da gözleniyor. Benzer biçimde, dış görünüşteki değişiklikler, akranlarıyla ve yakın çevresiyle ilişkileri de bozulan şişman çocuklarda ciddi psikolojik sorunlara da neden olabiliyor.

Çocukken başlayan obezite, erişkinlik döneminde de kalp ve tansiyon hastalıklarına, diyabete, safra kesesi hastalıklarına, bazı seks hormonu sensitif kanserler, yüksek sakatlık ve ölüm oranlarına sahip pekçok kronik hastalığa neden olabiliyor. Obezlerde hayat süresi kısalıyor, ölüm hızı da artıyor.

Önlenebilir bir sorun

Obezite oluşmadan önce, önlem almak önemli. Anne sütü ile beslenmek, ileriki yaşlarda obeziteye karşı korunma sağlayabiliyor. 1998-1999 yılında, 39-42 aylık olan 32 bin İskoçyalı çocuğu içeren bir araştırmada, obezite görülme oranı, emzirilen çocuklarda belirgin olarak düşük bulunmuş.

Çocukluk çağında obeziteye yol açan risk ve etmenlere karşı alınacak önlemler, çok önemli. Bu nedenle, obizeteye yol açan risk etmenlerine karşı sigara karşıtı benzeri kampanyalar ve yasal önlemler uygulanması öneriliyor.

Örneğin, bazı İskandinav ülkelerinde, çocuk televizyonlarında besin reklamları yasaklanmış durumda. Finlandiya’da da okullarda verilen ya da satılan yemeklerin kalori ve beslenme içeriğinin ilan edilmesi zorunlu. Diğer yandan, eğitim programlarında, obizeteye yönelik eğitimin obezitenin önlenmesinde yarar sağlayacağı belirtiliyor.

Tedavisi var

Obezitenin bir “hastalık” olarak kabul edilmesi ve erken dönemde tedaviye başlanması gerekiyor.

Obez çocuklar tedavi öncesinde değerlendirilerek obezitenin nedenlerinin gözden geçirilmesi gerekiyor. Tedavinin ana unsurunu, kalori kısıtlaması ve egzersiz oluşturuyor.

Dengeli ve az kolorili, ancak bilinçli ve kontrollü bir diyet uygulanması öneriliyor. Bu, normal kalori gereksiniminin yüzde 30-40 azaltılması anlamına geliyor. Hedeflenen, sarf edilenden daha az kalorinin alınması.

Diyet, beş yaş ve üstü çocuklarda güvenle uygulanabiliyor. Haftada yarım kilo verilmesi yeterli görülüyor. Yavaş kilo verilmesi, kilo kazanımı olmaksızın boy uzamasının sürdürülmesi, diyet, egzersiz ve yeme davranışlarının değiştirilmesi, ailenin tedavi sürecine katılımı ve obezitenin yinelemesinin önlenmesi gerekiyor.

Egzersiz

Diyet ve egzersiz birlikte uygulandığında daha fazla kilo verilebiliyor. Uzun dönemde, kilonun korunabilmesi için egzersiz, vazgeçilmez bir unsur.

Egzersiz sırasında, öncelikle kalori harcanıyor. Diğer yandan, egzersizin kan basıncı, kan yağları ile kalp ve solunum sistemi üzerinde olumlu etkileri var. Egzersiz, obez kişinin psikolojik durumunu da iyileştiriyor.

Egzersiz sırasında yağlar yakılırken, kas dokusu çoğalıp kuvvetlenerek daha dinamik bir bedenin oluşmasını sağlıyor.

Haftada en az üç kez, 30 dakika süresince “nabzı hızlandıracak”, yani “ter atacak” şekilde egzersiz yapılması; egzersiz süresinin zamanla artırılması öneriliyor.

Davranış tedavisi

Obez çocukların yeme alışkanlıklarının, günlük aktivitelerinin, düşünme biçimlerinin değiştirilmesi için psikiyatrik destek yanında davranış değişiklikleri yapacak yaklaşımlar da gerekiyor.

Davranışsal yaklaşımların temelinde, bireyin kendisini disipline sokması yatıyor. Obez çocuklarda ilaç tedavisi gibi mide küçültülmesi, besinin doğrudan barsaklara yönlendirilmesi vb. cerrahi tedaviler önerilmiyor.

–Metin Alıntı– bianet.org  Mustafa SÜTLAŞ  20.February.2004

–Görsel Alıntı– precisionnutrition.com/patricia-body-transformation

Siz Ne Dersiniz?