OBEZİTE VERGİSİ sıkı maliye politikasının bir aracı olabilir mi?

Obezite, besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır. Bununla birlikte, modern devletlerin mali yapıları içerisinde obezite yalnızca bireysel bir sağlık sorunu olmaktan çıkmıştır.

Devletlerin nüfus yönetimi ve bu doğrultuda yaptıkları sağlık harcamaları kapsamında, obezite toplumsal ve mali bir sorun olarak da olarak görülmektedir. Obezite vergisi (fat tax) ise henüz resmi bir isim olmamakla beraber, sağlıksız olarak değerlendirilen ve tüketiminin obeziteye neden olduğu yiyecek ve içeceklerin üzerine konulan veya obez bireylerden alınan bir tür vergi olarak tanımlanabilir.

Obezite vergisi, olumsuz dışsallıklar meydana getiren piyasa aktivitelerine uygulanan “Piquocu” bir vergilendirmedir. Bu tür bir vergilendirme, piyasanın kendi işleyişi sırasında meydana getirdiği aksaklıkların düzeltilmesini amaçlamakta ve bu gibi durumlarda, hükumetler gelir elde etme ihtiyacı içerisinde olmadan uzun vadede sosyal olarak en uygun duruma ulaşmayı hedeflemektedir.

Obezite vergisi veya benzer bir vergi ile devletin piyasaya ve dolaylı olarak da birey davranışlarına müdahale etmesinin gerekçeleri, bireylerin piyasa içerisindeki davranışlarını belirleyen tam ve eksiksiz bilginin olmayışı ve olumsuz dışsallıklardır. Söz konusu piyasa aksaklıklarının telafi edilmesi için devlet müdahale etmekte ve bireylerin daha sağlıklı beslenme güdülerini ve sağlıksız beslenen bireylerin ekonomi üzerinde meydana getirdiği zararlı etkileri azaltmak istemektedir.

Obezitenin Ekonomik Maliyeti

18. yüzyıldan bu yana, gelir, eğitim ve yaşam standartlarının gelişimiyle birlikte dünya genelinde insanların boyları ve kiloları artmaktadır. Bu durum belli bir noktaya kadar insanlığın lehine bir gelişme olarak kendini göstermişse de, dünya genelinde milyonlarca insan aşırı kilodan dolayı normal sağlık değerlerini aşmış bulunmaktadır.

Aşırı kilo insan sağlığına pek çok yönden zarar vererek, diyabet, kalp rahatsızlıkları ve kanser gibi insan ömrünü azaltan sağlık koşullarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Sağlık sorunları ile birlikte obezite, devletler için önemli bir mali yük meydana getirmektedir. Bir araştırmaya göre, ABD’ nin obezite kaynaklı sağlık sorunlarına ilişkin 2005 yılı harcama tutarı 190 milyar dolardır. Ekonomik ağırlığın bu denli büyük rakamlarla ifade ediliyor olması küresel bir risk algısı ortaya çıkarmaktadır ve bireylerin, sivil toplumun, devletlerin ve uluslararası örgütlerin de konu ile ilgili bakış açıları şekillenmektedir.

Obezitenin maliyeti hem doğrudan hem de obezite ile ilgili koşulların ortaya çıkardığı yükler vasıtasıyla dolaylı olarak ortaya çıkabilmektedir. Doğrudan maliyetler, hastanın ayakta veya yatakta gördüğü sağlık hizmetlerinde, laboratuvar ve radyoloji testlerinde ve ilaç tedavisinde ortaya çıkmaktadır. Dolaylı maliyetler ise, obezitenin neden olduğu sağlık sorunları sebebi ile ekonomik kaynaklardan yoksun kalmak olarak ifade edilebilir. Dolaylı maliyetlerin tespit edilmesi ve ölçümü daha zor olmakla beraber, bu hususta şu şekilde bir sınıflandırma yapılabilir:

Kayıp iş gücü maliyeti: Kişilerin işe gelememeleri nedeni ile hem ücret hem de işi gerçekleştirme hususlarında bir kayıp söz konusu olmaktadır. Obez çalışanların günlük izin, rapor, uzun izin dönemleri ve erken ölüm gibi sebeplerle obez olmayan çalışanlardan daha az verimli olduğu düşünülmektedir.2 Ayrıca çalışanın rahatsızlanmasına rağmen işine devam etmesi olgusu (presentizm), kapasite altında çalışmaya neden olmaktadır.

Sigorta maliyetleri: Yaşam risklerinin daha yüksek olmasından dolayı obez çalışanlar için ödenen sigorta primleri hem işçi hem de işveren için daha yüksek olmaktadır.

Ücretler: Yapılan bazı çalışmalara göre, obez çalışanlar daha düşük ücret ve hane gelirine sahiptirler. Diğer bir ifade ile, obez çalışanlar ekonomik olarak ayrımcılığa maruz kalabilmektedirler.

Sosyal ve mali sorunları beraberinde getiren obezite küresel boyutta bir sağlık sorunudur. Günümüzde obezite hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde yayılan bir hastalıktır. DSÖ’nün 3 farklı kıtada ve 12 yıl boyunca yaptığı MONİCA çalışmasına göre 10 yıllık bir süre içerisinde obezite %10 ila %30 arasında artış göstermiştir.

DSÖ verilerine göre, fazla kilo ve obezite Avrupa’daki yetişkinlerde görülen Tip 2 Diyabetin7 %80’ine, kronik kalp hastalıklarının %35’ine ve hipertansiyonun %55’ine ve genel olarak her yıl 1 milyondan fazla ölüme neden olmaktadır.

Tüm bu veriler ve öngörülen eğilimler ışığında, insanların sağlıklı bir yaşam tarzına erişmeleri hususunda bireysel sorumluluk üstlenmeye ve sağlıklı seçime doğru bireyleri motive eden faktörlerin oluşumu için destekleyici bir çevre ve topluma ihtiyaç duyulmaktadır. Bu doğrultuda, sağlıklı çevre ve bireylerin sağlıklı tercih unsurları kolay erişilebilir ve düşük maliyetli olmalıdır. Kayda değer bir gelişme kaydetmek için, devlet, sivil toplum, endüstri ve bireylerin, sağlık normlarını bir istisna olmaktan çıkararak toplumsal ve bireysel çerçevede temel bir anlayış haline getirmesi gerekmektedir.

Dünyada Obezite Vergileri

Dünya’ da pek çok ülke, obezite ile mücadele girişimlerinin bir parçası olarak sağlıksız yiyecek ve içecekleri vergilendirme yoluna başvurmaktadır. Diğer önlemlerle birlikte vergilerin, yeme-içme alışkanlıklarını değiştiren bir araç olarak, toplumun sağlık durumunun iyileştirilmesine katkı sağlayabileceği öngörülmektedir. Ayrıca, bu tür bir vergilendirme devlet için yeni bir gelir kalemi olarak işlev görecektir. Bu çerçevede, son yıllarda bazı ülkeler söz konusu mücadele kapsamında birbirine benzer vergi uygulamalarını hayata geçirmişlerdir.

2011 yılında Macaristan, yüksek şeker, tuz ya da kafein ihtiva eden işlenmiş gıdaların bir kısmı üzerine vergi uygulaması getirmiştir. Gazlı ve şekerli içecekler bu yeni önlem ile hedef alınan ürün yelpazesinin içerisine dahil olmuştur. Vergi, temel gıda maddelerini etkilemeyerek, yalnızca sağlıklı alternatifleri olan ürünler üzerinde uygulanmıştır. Macar hükümeti bu gelişme ile birlikte vergi gelirlerinde yıllık 70 milyon avroluk bir artış beklediğini ifade etmiştir.

2011 yılında Finlandiya’da da bu tür bir vergi uygulamasına gelir politikalarında yer verilerek, bisküvi, çörek ve hamur işi gıdalar hariç şekerleme gıdalar üzerine vergi konulmuştur. Vergi, önceleri bu tür ürünlerden kilogram başı 1 avro olarak belirlenmişken daha sonra bu miktar 0,75 avroya düşürülmüştür. Aynı zamanda, meşrubat ürünleri üzerinde hali hazırda uygulanmakta olan özel tüketim vergisi litre başına 0,045 avrodan 0,075 avroya çıkarılmıştır.

Bir başka İskandinav ülkesi olan Norveç’  de ise, meşrubat ürünleri de dahil rafine şeker ürünleri üzerinde, kilogram başına 7.05 Norveç kronu olmak üzere özel tüketim vergisi uygulanmaktadır.

Fransa’ da meşrubat ürünleri üzerine Ocak 2012’ de vergi uygulaması getirilmiştir. Vergi hem şeker ilaveli içecekleri hem de yapay tatlandırıcılı içecekleri etkilemektedir. Uygulama her iki ürün kategorisi için de hektolitre başına 7.16 avro (ya da litre başına 0,072 avro) olarak uygulanmaktadır. Fransa’da bu vergi yerleşik üreticiler ve ithalatçılar tarafından ödenmektedir. Verginin, bölgede yılda 280 milyon avroluk bir gelir meydana getirmesi beklenmektedir.

Danimarka, 2011 yılında, %2,3’den daha fazla doymuş yağ içeren gıdalar (et, peynir, tereyağ, margarin, yemeklik sıvı yağ, çerez ve atıştırmalık gıda) üzerine vergi uygulaması getirmiştir. Bu çerçevede, tüketiciler, ithal ya da yerli gıdaların içeriğinde bulunan doymuş yağın kilosu başına 2.15 avro ödemekteydi. Bu koşullarda, 200 milyon avrodan fazla vergi geliri elde edilmesi beklenmekte ve doymuş yağ tüketiminin %4 azalması beklenmekteydi. Obezite vergisi, Danimarka’nın 2012 yılı bütçesinde 170 milyon avroluk yeni bir gelir kalemi meydana getirmiştir. Ayrıca, Danimarka 2010 yılında, çikolata, dondurma, şekerli içecekler ve şekerlemeler üzerindeki özel tüketim vergisi miktarını da %25 oranında artırmıştır.

Ancak bu vergi başlarda oldukça olumlu tepkiler almasına rağmen, uygulandığı dönemde beklenen başarıyı sağlayamadığından dolayı uygulamaya konulduktan bir yıl sonra yürürlükten kaldırılmıştır. Danimarka’ da getirilen bu vergi, gıda fiyatlarının artmasına neden olmuş, pek çok Danimarkalı sağlıksız gıda ürünlerini satın almak için İsveç ve Almanya sınırlarına akın etmiş, gıda sektöründe istihdam azalmış ve vergi gelirlerinin bir kısmı ile vergi yüzünden ortaya çıkan idari maliyetlerin karşılanması gerekmiştir. Dolayısıyla yeni vergi, sağlıksız gıdaların tüketiminde istenilen etkiyi meydana getirmemiş, Danimarka vatandaşlarının çoğu alış-veriş alışkanlıklarını değiştirmemiş, tereyağı, krema ve peynir gibi ürünlerin tüketiminde çok az oranlarda düşüş meydana gelmiştir. Bununla birlikte obezite vergisi, Danimarka vatandaşları tarafından son yılların en kötü politika kararı olarak değerlendirilmiştir.

Sağlıksız gıda ve içeceklerin vergilendirilmesi diğer Avrupa ülkelerinde de gündemdedir. Belçika, İrlanda, Romanya ve Birleşik Krallık sağlıksız yiyecek ve içeceklerin vergilendirilmesi için çalışmalarına devam etmektedir. İtalya’da ise politika tartışmaları devam etmektedir. Sadece Avrupa’da değil Amerika kıtasında da benzer örneklere rastlamak mümkündür. Örneğin, Meksika, 2013 yılının sonlarına doğru hazır hale gelen ve mali konuların da yer aldığı yasama paketinde, başta gazlı içeceklere uygulanmak üzere tüm alkolsüz içecekler için litre başına %10 oranında bir vergi kalemi bulunduruyordu.

ABD’ nin New York eyaleti, Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) dahil olduğu ve kamuoyunun yakından takip ettiği bir tartışma süreci içerisinde yer almaktadır. Eyalet valisinin şekerli içecekler üzerinden vergi alınması için sunduğu teklifin meclis tarafından kabul edilmemiş olmasına rağmen konu ile ilgili yoğun siyasi tartışmalar devam etmektedir.

Japonya ise bu ülkelerden farklı olarak 2008 yılında başlatılan bir uygulama ile obezite ile mücadelede daha farklı bir yaklaşım sergilemiştir. Bu çerçevede, Japonya’da 40 ila 74 yaş arası bütün nüfusun her yıl, erkeklerde 90 kadınlarda 80 cm olarak belirlenen, bel ölçüleri alınmakta ve yetkililer tarafından nüfusun istenilen ölçülere ulaşması amaçlanmaktadır. Ayrıca, Japon hükumeti şirket ve yerel yönetimlere belirlenen hedeflere ulaşılamaması halinde mali yaptırım öngörmektedir.

Ülkemizde de, küresel bir halk sağlığı problemi olan obezite ile mücadele, Sağlık Bakanlığı’ nın gündemindeki konulardan biridir. Bu çerçevede, ilgili paydaşları, politika araçlarını ve yapısal faktörleri bir araya getirecek bir çerçeve içerisinde eylem çıktıları üretmek amacıyla, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı (2013 – 2017) hazırlanmış olup, söz konusu Program, düzenleyici önlemlere de yer vererek, mevzuat oluşturmaktan, kamu-özel sektör işbirliğine kadar geniş bir çevrede eyleme geçilmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır.

Bu çerçevede, söz konusu Program’da az miktarda tüketilmesi gereken gıdaların vergilerinde artış, tüketimi teşvik edilen gıdalarda ise fiyat sübvansiyonu veya üretimin teşviki için gerekli önlemlerin alınmasının sağlanması gibi stratejilere yer verilmiştir. Bu kapsamda, Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı (2013-2017) içerisinde, belirlenen stratejik hedefler için tuz, şeker ve yağ içeriği yüksek gıdalara yönelik vergilerin artırılması ve temel gıdalara yönelik vergi indirimi yapılması gibi faaliyet çıktıları belirlenmiştir.

Sonuç Dünya’ da ki uygulamalarına bakıldığında, obeziteye sebep olan ürünler üzerine uygulanabilecek vergi ve benzeri mali araçların daha sağlıklı bir toplumsal profil elde etmek için kullanıldığı görülmektedir. Obezite vergisi ile sağlık ve refah arasında yeni bir hasılat ve maliyet dengesi meydana getirilmektedir.

Obezite vergisi ile ilgili ileri sürülen eleştirilerden biri, bu tür bir verginin regresif bir etki meydana getireceğidir. Tüketicilerin sağlıklı gıda tercihleri gelir durumlarına bağlılık gösterebilmektedir. Bu doğrultuda, düşük gelir grubu içerisinde yer alan tüketicilerin daha çok sağlıksız gıdalar tüketmekte olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, sağlıksız ürünler üzerine konulan bir verginin azalan oranlı bir etki meydana getirebilme ihtimali tartışılmaktadır. Ayrıca, belirlenmiş ürünlerin üzerine konulan vergilerin talep üzerindeki etkisi, söz konusu ürünlerin talep esnekliği tarafından belirlenmektedir. Talep esnekliğine bağlı olarak tüketiciler fazladan bir finansal yükün altına girebilir veya tüketim portföyündeki tercihlerini yeniden belirleyebilirler. Talep esnekliği ayrıca, ilgili ürünleri piyasaya süren firmaların kazançlarını ve bu ürünler üzerinden elde edilebilecek vergi gelirlerini de etkileyecektir. Bu açıdan, vergiden etkilenecek ekonomik sektörlerin göstereceği direnç de önem taşımaktadır.

Diğer yandan, sağlıksız gıdalar üzerinden alınan vergiler hükümetler için önemli bir gelir kaynağı olmaktadır. Söz konusu kaynak obezite ile mücadelede tamamlayıcı politika ve girişimleri finanse etmek için kullanılabilir. Örneğin söz konusu kaynaklar sağlık eğitimi kampanyaları veya sağlıklı gıda sübvansiyonları şeklinde kullanılarak verginin halk sağlığı üzerinde meydana getirdiği etkiye olumlu bir yön kazandırılabilir.

Sonuç olarak sıkı maliye politikasının bir parçası olarak, sağlıksız olarak değerlendirilen ürünler üzerine konulacak bir verginin tam olarak nasıl bir etki meydana getireceğine ilişkin tahminde bulunmak için çok boyutlu bir etki analizi yürütmek gerekmektedir. Obezite ile mücadelenin etkin bir şekilde yürütülmesi için konuya kapsamlı bir yaklaşımın ve ilgili kurumların eş zamanlı olarak obezitenin azaltılmasına yönelik mevzuat oluşturmalarının faydalı olacağı düşünülmektedir. Bu çerçevede, obezite vergisinin veya benzeri bir verginin, sadece bir gelir kalemi olmaktan öte, geniş bir politika portföyü içerisinde yer alan tamamlayıcı bir mali araç olarak görülmesi yerinde olacaktır.

–Metin Alıntı– alomaliye.gov.tr  Şubat 2014  Sencer TURUNÇ

–Görsel Alıntı– bigthink.com/ideafeed/uk-doctors-recommend-taxing-sodas-banning-junk-food-ads

Siz Ne Dersiniz?